Edebiyatın Anahtarı

Kurmaca kişilikler gerçeğe en çok yakıştıkları anda daha açık sorgulama nesneleri olarak ortaya çıkarken, gerçek bir hayattan uzaklaşıp yazınsal yazının doğasına döndükçe gerçek birer kişiliğe dönüşür. Öyleyse uydurulan yalnızca edebiyatın hayattan daha büyük ve daha gerçek olduğu önermesindeki sanatsal tavırla özdeşleşen yazınsal gerçek değildir.

Edebiyatın tepeden tırnağa kurmaca, dolayısıyla yazarın yetilerince uydurulmuş yaratıcılık ürünü oluşu, onu her seferinde gerçeği yazınsal dil ve biçim içinde yeniden yaratma yolu olarak da çıkarır karşımıza. Gene de bunu atalarımızdan kalmış bir bilgi olarak içselleştirmekle yetinmek, yalnızca düşünme tembelliğimizi gösterir. Atalarından öğrendiklerini kendi edebiyat kültürü içinden yeniden sorgulamayan yazar ne yaratabilir?

Gerçeklik, gerçek yaşamı yansıtmaksa, onu sürgit yaşaması olanaksızdır. En gerçekçi klasiklerimizden birçoğunun yaratıcısı Balzac’ın Sönmüş Hayaller’de yarattığı Lucien de Rubempre mi gerçek yaşamdan alınmıştır?

Roman kahramanları gerçeği temsil edebilselerdi en büyük yaratıcılıkla canlandırdıkları bile kendi yarattıkları dönem içinde yaşayıp toplumsal ve kültürel hayat başka bir dünyaya evrildiği günlerde yok olup gidecekti. Kısacası, edebiyat söz konusu olduğunda, gerçeğin gerçek olduğuna hiçbir zaman inanamamak gerekir ki edebiyatın anahtarı budur.

Başak ÖZMEN

Yazar Hakkında